Hayata Temas Etmek Üzerine: Umursamak ve Kabullenmek
İnsan umursamadan yaşayabilir mi, yoksa olgunluk umursamayı bırakmak değil de onunla yaşamayı öğrenmek midir?
Hayatta başımıza gelen olaylar karşısında genellikle “kafana takma”, “umursama” gibi tavsiyeler duyuyoruz. Hatta bu düşünce üzerine yazılmış kitaplar bile var. Ancak bence asıl mesele bir şeyi kafaya takmamak ya da umursamamak değil. Çünkü insan, değer verdiği şey üzerine düşünür; önemsediği şey canını acıtabilir, içini sıkabilir ya da kabullenmekte zorlanmasına neden olabilir. Bu, insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Hayattaki hiçbir şeyi umursamamak, hiçbir şeyi kafaya takmamak; halk arasında söylendiği gibi “gamsız” olmak, bana göre her zaman güçlü olmak anlamına gelmiyor. Bazen bu durum duygularla mesafeli bir ilişki kurmanın ya da bağ kurmakta zorlanmanın da bir sonucu olabilir. Oysa sağlıklı olan, hiçbir şeyi umursamamak ya da karşımızdakini yok saymak değil; bir zamanlar verdiğimiz değerin, sevginin ve emeğin hakkını teslim ederken artık her şeyin eskisi gibi olmadığını da fark edip kabullenebilmektir. Yoksa hiçbir şeyi umursamayan insanlar hayatla gerçekten temas edebiliyor mudur? Belki de hayal kırıklığı yaşamak ve üzülmekten kaçınıyor ve aslında hayatı kaçırıyorlardır.
Mesele yaşanması gereken üzüntüleri görmezden gelmek değil; onların yaşanmasına izin vermek ama içinde kaybolmamak. Acıyı inkâr etmeden onu hayatın merkezine yerleştirmeden yoluna devam edebilmek. Üzülmek başka şeydir acının içinde kendini tüketmek başka. Belki de olgunluk, bu ikisinin arasındaki dengeyi kurabilmektir.
Son zamanlarda fark ediyorum ki hayat bu anlamda gerçekten zor. İnsan hayatı anlamaya çalıştıkça neden bu kadar çok kişinin zorlandığını daha iyi kavrıyor. Çünkü insanın benlik algısının, ahlaki değerlerinin, hayata ve insanlara bakışının belirli bir sağlamlığa ulaşmış olması gerekiyor ki yaşadığı sarsıntıları sağlıklı bir şekilde atlatabilsin. Üstelik burada kişinin mizacı, fıtratı, geçmiş deneyimleri ve doğası da büyük rol oynuyor. Üzerine düşündükçe konu derya deniz bir hâl alıyor.
Belki de bu yolculuğun önemli duraklarından biri olduğun gibi kalabilmek. Şeffaf, samimi ve kendine sadık olabilmek. Çünkü insanı asıl yoran şey çoğu zaman yaşadığı olaylardan çok görülmediğini hissetmesi. İç dünyasını saklamadan ortaya koyabilmek cesaret ister. Fakat bir o kadar da değerlidir. Belki de doğru kişi seni değiştirmeye çalışmadan görebilen; içini gören, niyetini bilen ve kıymetini bildiği için seni kolayca gözden çıkaramayan kişidir. Senin yokluğunun bir anlamının olmasıdır.
Çünkü her şeyin bu kadar hızlı tüketildiği bir çağda bazen sevmenin kendisi hem önleyici hem de toparlayıcı bir güçtür. İnsan sevildiği yerde daha kolay iyileşir, daha kolay dönüşür.
Bu yüzden bilgelik yalnızca duygularından uzaklaşmak ya da mantığın arkasına saklanmak değildir. Bazen bilge ve olgun insan, analizini yaptıktan sonra gururunu bir kenara bırakıp kalbinin sesini de dinleyebilen kişidir. Çünkü insan sadece aklıyla değil, kalbiyle de yol alır.
Yine de her şeyin bir sınırı vardır. Görülmediğin, anlaşılmadığın, varlığının karşılık bulmadığı bir yerde ne kadar kalabilirsin ki? Kendine sadık kalmak bazen mücadele etmeyi gerektirirken bazen de gitmeyi bilmeyi gerektirir. -Gitmek zorunda bırakılmak, kırılmak ve yalnız bırakılmak.-
Olgunluk ise hangisinin zamanının geldiğini ayırt edebilmektir.
Kendini tanımak, kendinin arkasında durabilmek, gerektiğinde kendini eleştirebilmek, değişime açık olmak… Bunların hepsi bu yolculuğun önemli parçaları. Bence bilgeliğe giden yol da tam olarak buradan geçiyor. Zaten hayatta hep aynı kalacaksak gelişimin anlamı nerede kalır?
Bu yüzden kendilik yolculuğuna artık biraz da bilgeliğe giden yol gözüyle bakıyorum. Belki yolun sonunda mutlak bir bilgelik yoktur; belki insan hiçbir zaman tamamen tamamlanmaz. Ama o yolda edinilen dinginlik, farklı bakış açılarını keşfetmek, kendini daha derinden anlamak ve her seferinde kendinin yeni bir yönüyle karşılaşmak gerçekten muazzam bir deneyim. Belki de hayatın asıl değeri varılacak noktadan çok insanın bu yolculuk boyunca dönüşebilmesinde saklıdır. Bazen neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyorum. Ama bir şeyleri hissediyorum. Hayata dair tüm duyguları. Bu ise canlı hissettiren bir dönüşüm.

Çok güzel ifade edilmiş harika bir yazı, yüreğine sağlık 😌🙏
YanıtlaSil