Belki de asıl mesele; kendi yolumuza inanıp, sevgiyle yürüyebilmektir
Son yazımda ilahi ilhamdan ve “hayat sarhoşu” olma halinden bahsetmiştim. Hani bazen içimizde kelebekler uçuşturacak kadar güzel bir his olur ya… Sevginin ve yaşama sevincinin içimize sığmayıp taştığı anlar. Ben buna hayat sarhoşluğu diyorum. O anlarda kalbimde çok güçlü bir şey hissediyorum. Farklı bir tını gibi… Ve çoğu zaman farkında bile olmadan elim kalbime gidiyor, “çok şükür” diyorum. Bu bilinçli bir şey değil, tamamen hissettiğim yoğunluktan geliyor. Şunu fark ettim; insanın kendini anlamaya çalışması, kendine emek vermesi, güçlü ve zayıf yanlarını görmesi ve buna rağmen kendini kabul etmesi… aslında kalbine sevgi tohumu ekmek gibi. Zamanla o zayıf yanlarını dönüştürmeye çalıştıkça ve değişimini fark ettikçe o his büyüyor. İçinde bir dinginlik oluşuyor. Belki de bu, o tohumların yeşerdiğini gösteriyor. Çünkü insan kendinde olmayan bir şeyi başkasına veremiyor. Kendini sevmeye başladığında ise o sevgi zaten içinden taşıyor, paylaşmak istiyor. Sevgi denilince aklımıza sadece roma...