Rezilyans: Hayat Devam Ediyorken Akışta Kalabilmek
Geçen gün dinlediğim bir podcastte şöyle bir sohbet geçti:
“Sen hüzünlüsün diye hayat durup sana yol vermeyecek. Hayat akmaya devam edecek; ediyor ve durmuyor.”
Muhtemelen bu cümleleri hayatınızda en az bir kez duymuşsunuzdur. Ben de daha önce duymuştum. Ancak sohbetin devamında sorulan bir soru beni düşündürdü: Hayat durmuyorsa, biz neden hüzünlü anlarımızda hayatı durduruyoruz? Neden her şeyden el etek çekiyor, kabuğumuza çekiliyoruz?
Aslında bunu çoğu zaman bilinçsizce yapıyoruz; teması azaltmak, içten gelen isteksizliğimize uyum sağlamak için. Oysa güneş batmaktan vazgeçmiyor, rüzgâr esmeye devam ediyor. Rutinlerimize devam etmemizin önünde gerçek bir engel yok; çoğu zaman engel sadece biziz. Burada altı çizilen nokta üzülmemek ya da duyguları yok saymak değil. Asıl soru şu: Bu duyguları yaşarken, onları hayatın tamamına yaymak zorunda mıyız?
Bir konuyu çözmeye çalışırken neden diğer güzelliklerden kendimizi alıkoyuyoruz? Neden her gün yaptığımız yürüyüşlere çıkmıyoruz, bir arkadaşımızla kahve içmeyi reddediyoruz? -Mutsuzken mutlu gibi görünmeye çalışmak değil bu ama iyi gelecek anlara yer açmak, bize nefes olacak rutinlere devam etmek. -
Peki hayat devam ederken biz neden duruyoruz? Bu durum, çoğu zaman duygularımızı kontrol etmekte ve regüle etmekte zorlanmamızdan kaynaklanıyor. İşte tam da bu noktada, psikolojik sağlamlığımızı artıracak bir farkındalık geliştirmemiz gerektiği ortaya çıkıyor.
Podcastin ana konusu “Rezilyans: Psikolojik Sağlamlık”tı. Duygusal zekânın önemi kadar, duygularımızı nasıl yönettiğimiz de büyük bir beceri aslında. Çünkü insanlar zorlandıklarında içe kapanır; canları hiçbir şey yapmak istemez. Her şey netleşmeden rahat edemeyen biri olarak, o içe çekilmenin de bir ihtiyaç olduğunun farkındayım. Ancak yine de şu soruyu kendime sormadan edemiyorum: Bir duygu neden hayatımızdan alabileceğimiz diğer duyguların üzerini örtmeli?
Psikolojik sağlamlığın temelinde, canımız istemese bile günlük rutinlerden kopmamak, akışta kalmak yer alıyor. Bunun insan psikolojisi üzerindeki etkisinden özellikle bahsediliyor. Örneğin yürümenin önemi sıkça vurgulanıyor. Çünkü hareket halinde olmak, beyne “hayat devam ediyor ve her şey yolunda” mesajını veriyor.
Kısacası belki de mesele duygularımızı bastırmak ya da onlardan kaçmak değil; onlara hayatın direksiyonunu tamamen teslim etmemek. Hüzün de, kırgınlık da, belirsizlik de bizimle yürüyebilir ama yolun tamamını kaplamak zorunda değil. Hayat akarken biz de küçük adımlarla akışta kalmayı seçebiliriz. Ki hayatta güçlü olmanın, mutlu kalmanın, yaşamanın en önemli unsurlarından biri bu bence.
Zaten tüm olan biten, hayata yüklediğimiz anlamlarda ve düşüncelerimizde saklı. Bakış açımızı değiştirebildiğimizde, yaşadıklarımızın bizde bıraktığı etki de dönüşüyor. Belki de bu yüzden hayat, her şey tamamen çözüldüğünde değil; çözülmemiş duygularla birlikte yürümeye devam edebildiğimizde yeniden başlıyor ya da kaldığı yerden daha sağlam devam ediyor. ❤️
Yorumlar
Yorum Gönder