Geçen Bir Yılın Ardından: "Aslolan Yolculuğun Kendisi"
Geçen bir yılın ardından yine bir iç dökümü için buradayım. Her yılın sonunda bunu yapıyor olmak tazelenmek gibi geliyor bana. İki buçuk yıldır gurbette ailemden uzakta görev için başka bir şehirde yaşıyorum. Farklı bir şehre gideceğim belli olduğunda şunları yazmıştım:
"Hayatın bana ne getireceğini ve benden ne götüreceğini bilmediğim bir yoldayım. Tüm zorluklara, hüzünlere karşın içimde tarif edemediğim bir heyecan var. Bir kıpırtı. Ben bu yola kendim cesaret edip çıkamazdım belki ama kader bir noktada bir şeyler için vesile oldu. Kalbimin en derininde bir ses burada olmamın bir sebebi olduğunu ve bana çok şey katacağını söylüyor. Bazen zihnim ne kadar zorlansa da durumu algılamakta kalbim bundan emin. 2023 benim için yerinin ayrı olduğu bir yıl oluyor. Şöyle özetleyebilirim:-Bu yıl kendimin en yıpranmış ama aynı zamanda en güçlü versiyonu ile tanıştım.✨Ve aynı zamanda 2023 kendimi daha çok keşfedeceğim; insanları, hayatı daha çok fark edeceğim bir yolculuğun devamı."-4.9.23
Farklı bir şehir, farklı bir kültür, tek başına çıkılan bir yolculuk... Hem çok heyecan vericiydi hem de endişelendiriciydi. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda iki buçuk sene önce karmaşık duygular içindeyken yazdığım bu yazı tam olarak karşılığını buluyor. İnsanları, hayatı daha çok fark ettiğim; kendimi daha yakından tanımaya başladığım başka bir serüven oldu benim için. Sanki yaşadığım son iki yıl hayatımda başka bir pencere açtı. Her yılın sonunda fark ettiğim, öğrendiğim geliştiğim başka yönler oldu.
Hayatı romantikleştirmeyi seviyorum. Sevmeyi, sevilmeyi; yaşadığım her şeyin anlamlı olmasını… Bana ait olan hayatın içindeki her şeye değer vermeyi seviyorum. Bu yüzden sevinçlerim de üzüntülerim de hep yüksek tempolu oluyor.
Bir gün kalbim sevinçten ve heyecandan dolup taşarken, başka bir gün üzüntülerime sebep olan olaylara anlam veremediğim “nasıl, neden?” soruları beni tüketebiliyor.
Ama her duygu geçip yerini yenilerine bıraktığında, geriye dönüp baktığımda şunu hissediyorum: Hepsini dibine kadar yaşamış olmanın ve sonunda daha güçlü bir “ben” ortaya koymuş olmanın gururu. Beni hayata karşı tutkulu ve canlı hissettiren şey de tam olarak bu.
Bu noktada şu alıntıyı eklemek istiyorum:
Hiçbir zaman senin olmayanı kaybetmekten korkuyorsun. Sana ait olan tek şey yolculuğundur. -Şems Tebrizi
Bu cümle, içimde yaşadığım karmaşıklığın bir anda berraklaşmasına neden oldu. Hayatımın geldiği bu noktada, daha sakin ve daha farkında birine dönüştüğümü hissediyorum. Kendimi bildim bileli anlamaya, düşünmeye ve hayata dikkat kesilmeye vakit ayırırım. Ama artık kendi yolculuğumu daha farkında, daha dinamik ve daha içinde yaşayabildiğimi hissediyorum.
Yılın sonuna doğru yaptığım bu iç dökümünde, yaşadığım bazı zorlukları hatırlıyorum. O anların içinde ne kadar yıprandığımı… Zihnimin bulandığını, kalbimin yorulduğunu, ruhumun incindiğini.
Ama o zorlukları aştıktan sonra, bir gün içimde şu aydınlanma doğdu: Tüm zorlukların ve sürecin ortak sonucu benim daha mutlu olmam oldu. Bir anda şunu düşündüm: Yaşanan her şey, yaşanması gerektiği için yaşandı. Üstelik çoğu benim kontrolümün dışında gelişti. O zaman kendime şu soruyu sormaya başladım:
Gerçekten kendini bu kadar üzmene değdi mi?
Bu soru beni “keşke”lere değil, “iyi ki”lere götürdü. İyi ki öyle yaptım ve şimdi iyi ki olaylara farklı bir pencereden bakan, kendini bir adım daha ileriye taşıyan birine dönüştüm.
Şu sıralar hayatla bir kavga içinde değilim sanki. Hayatla akıyor, onunla dans ediyormuşum gibi hissediyorum. Bu his kalbimi pır pır ettiriyor.
Bu yılın sonunda şunu içselleştirdim:Kontrol edemediklerimle mücadele etmeyi değil, onları kabul etmeyi…Sınırlarımı korumayı, kendimi daha çok sevmeyi…Güzelliklere daha fazla alan açmayı, iyi gelmeyen şeylere kapıyı kapatmayı ve onlarla uğraşarak enerjimi boşa harcamamayı…
Olan her şey olması gerektiği için yaşanıyor. Ve artık en çok şunu merak ediyorum:
“Bu yaşananlar gelecekte benim için neyi tasarlıyor, bana neyi getirecek?”
Kader gerçekten çok ilginç. Hayatta her şey birbiriyle o kadar bağlantılı ki… Şimdi durulmuş bir zihin ve sakinleşmiş bir kalple geriye baktığımda, bu bağlantıları ve bana verilmek istenen mesajları daha net görebiliyorum. Sahip olduğumuzu fark etmediğimiz, basit sandığımız şeylerin nasıl birer nimet olduğunu ve ne kadar şükretmemiz gerektiğini daha iyi anlıyorum.
Son olarak şunu düşünüyorum: Bizden gidenler aslında birer misafir. Hayat bir tren yolculuğu gibi. Kaybettiğimizi sandığımız şeyler, aslında kalmaması gerekenler. Gitmelerinin bir sebebi var. Hayat yolculuğunda bir şey öğrettiler ve görevlerini tamamladılar.
Bu yüzden aslolan yolculuğun kendisi.
Pişmanlıklar ve keşkeler yaşamamak için yolculuğa sahip çıkmak gerekiyor. Bunun için de kendini tanımak, attığın adımların farkında olmak ve en önemlisi kendine sahip çıkmak…
Bu yılın iç dökümünü Brené Brown’un Mükemmel Olmamamın Hediyeleri kitabındaki şu alıntıyla bitirmek istiyorum:
"Hikayemize sahip çıkmak ve bu süreç içinde kendimizi sevmek yapacağımız en cesurca şeydir.Başkalarının ne düşündüğünü bıraktığımızda ve kendi öykümüze sahip çıktığımızda değerliliğimize erişim sağlarız."
Yorumlar
Yorum Gönder