Umut, Hayal Kırıklığı ve Hayata Güvenmek Üzerine Düşünceler

Hayatta bir şeyleri gerçekleştirmek için bizi iten güce umut diyoruz. Aslında temelde, o şeyin olabileceğine dair duyduğumuz inanç bizi harekete geçiriyor. İstek, motivasyon ve azmimiz de tam olarak buradan doğuyor.

Zaten hayat biraz da bu inançla yürüdüğümüz bir yolculuk değil mi? Elimizden geleni yapıyor, emek veriyor, seçimler yapıyoruz. Ama bir yandan da her şey bizim kontrolümüzde değil. Hayatın kendi ritmi, kendi zamanlaması ve bize hazırladığı sürprizleri var. Kontrol edebildiklerimiz kadar, kabullenmeyi öğrenmemiz gereken şeyler de var.


Fakat bazen o inanç kırılıyor. İstediğimiz şeyin gerçekleşme ihtimalinin zihnimizde sıfırlandığını hissettiğimiz anlar oluyor. İşte onun adı: hayal kırıklığı.


Duygular arasında sevginin gücünü hep çok önemsemişimdir. Kalpte yarattığı o titreşim bana hep büyülü gelmiştir. Sevmek; bir çiçeği, bir fincan kahveyi, bir dostu, bir şehri, bir işi ya da bir insanı… Kısacası hayata karşı duyulan heyecanı, merakı ve tutkuyu.


Fakat son zamanlarda üzerine düşündüğüm başka bir duygu var: hayal kırıklığı.


Nasıl tarif edilir bilmiyorum. Bir anda hiçbir çabanın işe yaramayacağını düşündüğün, umudunun tükendiğini hissettiğin ve çaresizlikle baş başa kaldığın o an… Sanki bir şey geri dönülmez şekilde değişmiş, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacakmış ve bunun bir çözümü yokmuş gibi hissettiren bir duygu.


Belki de hayal kırıklığı sadece istediğimiz bir şeyi kaybetmek değildir. Asıl kırılan bizi o yolda yürümeye devam ettiren inançtır. Çünkü insanı harekete geçiren şey yalnızca arzu etmek değil, o arzunun bir gün gerçekleşebileceğine inanabilmektir.


Ama bir yandan da düşünüyorum; hayal kırıklığı yaşayabilmek bile yaşamaya dair güçlü bir deneyim. Çünkü ancak umut eden hayal kırıklığına uğrar. Ancak emek veren, bir hayal kuran, bir hedefin peşinden giden, bir şeye anlam yükleyen biri bu duyguyu hissedebilir. Bu yüzden ne kadar kalpte bir sızı hissettirse de hayal kırıklığı hayatın tam içinden geçen bir duygu. Aslında o sızı bile, bir zamanlar bütün kalbinle inandığını ve yaşamın içine cesaretle karıştığını gösteriyor.

Belki de asıl mesele her şeyin istediğimiz gibi olması değil; kontrol edemediklerimize rağmen hayata güvenebilmeyi sürdürebilmek. İşin en zor kısmı da bu sanırım. Çünkü bazen hayat bizim planladığımız yoldan değil, ihtiyacımız olan yoldan ilerliyor. O an göremesek de bazı cevaplar ancak zaman geçince anlam kazanıyor.

Hayatı gerçekten yaşamak belki de tam burada başlıyor. Elimizden geleni yaptıktan sonra gerisini hayatın akışına bırakabilmekte. 


Umut ederken sonuca tutunmamakta. Hayal kırıklığı yaşasak bile bunun yolculuğun sonu değil, sadece bir durağı olabileceğine inanabilmekte.


Bir önceki yazımda hayata güvenmekten bahsetmiştim. Şimdi ise bazı duyguların, özellikle de hayal kırıklığının, insanı yeniden aynı yere getirdiğini fark ediyorum. Belki de hayata güvenmek en çok planlarımız bozulduğunda, umudumuz sarsıldığında ve kontrolü kaybettiğimizi hissettiğimiz anlarda anlam kazanıyor.

Hayat inanılmaz bir deneyim. Sadece güzel anlardan değil; umut etmekten, hayal kırıklığı yaşamaktan, yeniden ayağa kalkmaktan ve tekrar inanabilmekten oluşuyor. Belki de yaşamak; her şeyi kontrol edemeyeceğini kabul ederek yine de umut etmeye, sevmeye ve hayatın getireceklerine güvenmeye devam edebilmek.




Hâlâ öğrenmeye çalışıyor.*

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Kitap Özeti: Kendinle Savaşma Sanatı

Kitap: İrade Terbiyesi-Jules Payot

Kitap: Benliğini Arayan Çocuk-Virginia M.Axline